Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2010

İki çığlık, tek gerçek

Vatan · 6 Temmuz 2010

Umudum Kemal Kılıçdaroğlu, dün CHP grup toplantısında, “oturmuşu uzun/kalkmışı kısa” lagalugasına meraklı medyanın manşetlerine çıkamayacak, çünkü gerçek sorunlara yönelik siyasal bir konuşma yaptı. AKP’nin tarımdan eğitime mahvettiği Türkiye’de gerçek insanların, medyada prim yapan polemiklere değil, ülkenin gerçek sorunlarına gerçekçi çözümler üreten politikacılara ihtiyacı var. Bu ihtiyacı karşılayabilmek için de eğitime, çünkü sorunları doğru çözmek bile bir eğitim sorunu. Eğitim, kültür demektir. Eğitim doğru alınmaz ve verilmezse, Türkiye’nin bugün her alanda “çömeldiği” hatta çöktüğü zevksiz, zekâsız ve çirkin kültüre varılır. Aşağıdaki iki mektup, birlikte değerlendirildiğinde, güdük eğitimle çapsız kültürün evliliğinden doğan gudubet bir ülke portresidir:

***

“Sayın Kırıkkanat,

Belki benim konum değil dersiniz ama çekinmeden, korkmadan doğruları yazdığınızı gördüğüm için bu konuya da siz eğilirsiniz diye düşündüm. Zira beni çok yaraladı:

Torunlarımın ısrarlı isteği ile; ülkemizin en meşhur stand-up’çısının övünerek yaptığı, nerede ise Milli Eğitim’ce önerilen filme 3 torunumu götürdüm. İnanın orada kalp krizi geçirmediğime hâlâ şükrediyorum. Bu kadar müstehcenlik ve pislik dolu bir film olamaz. Esprilerine en başta kendi çirkin bir şekilde gülen, lafla triyonlar götüren Cem Yılmaz efendinin “Yahşi Batı“ filminden bahsediyorum. Hâlâ, çocuklar tarafından daha fazla görülmesi için çeşitli promosyonlar yapılıyor. Mine Hanım, kamuya utanmadan sunulan edepsizliklerden birkaçını yazacağım, affınıza sığınarak: Bizimkileri Amerika’da haydutlar çeviriyor. “İnşaallah bizi s...mezler” diyorlar açık açık. Kıymetli eşyalarını g..lerine sokuyorlar sonra çıkarıyorlar. Aradıkları bir koca anahtarı, Şerifin g..ünden ellerini sokup çıkarıyorlar. Bu ve bunlar gibi türlü pisliği çocuklarımıza seyrettirdiler. Allah belamı verseydi de torunları götürmeseydim. Durumumu düşünün. Böyle, müstehcenlikleri yazanlara da oynayanlara da lanet olsun. Şimdi de, VCD’leri ve CD’leri satılıyor, isterseniz alıp bakın.

Konuyu sinema eleştirmenlerine yazmadım. Zaten insan olsalar, o kişiden çekinmeseler biri olsun yazardı.

Takdirlerim ve saygılarımla.

Mehmet Yurdakul

GAZİANTEP”

***

“Benim ismim D.

Annemi ve babamı küçük yaşta kaybettim. Sonrası büyük yalnızlık.Yatılı okullarda geçen çocukluk. Sahipsizlik.

Tıp fakültesi öğrencisiyim.

Cemaatlerin kucağına atıyorlar öğrencileri. Yurt yok yeteri kadar. Derseniz ki kardeşim niye gidiyorsunuz? Başka çare yok. Harç paralarını ödeyemeyen, kalın kalın kitapları alamayan, yemek parası, cebinde üç beş kuruş harçlığı olmayan biri ne yapacak başka?

Benim onlarla hiç işim olmadı. Her yaz çalışıp giderlerimi karşıladım. Bu sene maalesef bu imkânım yok. Sanırım eğitimim aksayacak ya da tamamen bitecek. Cep delik cepken delik çünkü. Yazgımız mı bu, bilmiyorum.

Neden devlet sahip çıkmaz öğrencisine? Neden adam gibi eğitim almasını sağlamaz? Neden cemaatlerin kucağına oturmaya mecbur kılar?

Ben sevgilimle el ele tutuşup yağmurda ıslanmak istiyorum.

Yemyeşil bir yeryüzü, mavmavi bir gökyüzü, pırıl pırıl denizler istiyorum.

Sadece düşlerim izin veriyor ara sıra bu isteklerime.

Suç bizim biraz da. Şair demiş ya, kabahatin çoğu senin be kardeşim. Biz bu insanları yüksek oy oranlarıyla seçip iktidar yapmışız, bir kez de değil.

Ben okyanusta bir damlayım. Kaybolsam da önemim yok. Dişimle tırnağımla geldim bu zamana kadar, okulu bitebilirsem her şeye rağmen iyi bir şey yapacağım. Yok bitmezse, bir yerde tökezlersem ona da eyvallah. Ama arkamızdan milyonlarca genç geliyor. Onları kurtaralım. Onları teslim etmeyelim. Onlara sahip çıkalım. Benim anamdan babamdan bir şey kalmamış. Ya diğerleri? Onlar da aynı durumda. Niye biz okumak için cemaate şuna buna teslim olalım? En güzel çağımda aşkı düşünmek varken, okulu biterememeyi düşünmek, harcı ödeyememeyi düşünmek içimi acıtıyor.

Acaba değişir mi ileride? İktidarın gitmesi yeter mi? Benim partim yok, ATAM var. Keşke onun gibi yürekli biri çıkıp gelse, bize umudumuzu geri verse. Hayata dair, okula dair, aşka dair umutlarımızı.”