CHP’nin tuzağa düşmemesi gerek
Vatan · 8 Temmuz 2010
Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’nin kurumsal hukuk yapısını değiştirecek yeni yasalanmaya ilişkin kararı kime yaradı, pek anlaşılamadı. Ama kimseciklere yaranamadığı ortada. Sonucu 12 Eylül’deki halkoylaması belirleyecek.
Halkoyu da bir seçim ve her seçim gibi bir kampanya; kampanya da seçmene kabul/ret propagandası yapacak en az iki siyasal cephe gerektirecek. Düz mantık, elbette ki Anayasa değişikliğini yapan iktidarın seçmenden onay, değişikliğe itirazını Anayasa Mahkemesi’ne götüren muhalefetin de ret oyu istemesini gerektiriyor.
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iktidarla muhalefet arasındaki “anayasal” ihtilafı, bence “orta yol”da çözmekten çok, “arka kapı”dan tahliye eden kararı, düz mantığı engelliyor.
AKP iktidarı, hukuksal yapıyı tam anlamıyla ele geçiremeyeceği bir Anayasa değişikliğini seçmen nezdinde nasıl övecek? “İstediğim gibi değil, pek beğenmedim, ama siz yine de kabul edin!” diye mi savunacak?
CHP ve diğer muhalefetler de aynı açmazda. İtiraz ettikleri bazı maddeler kısmen iptal edildiği halde Anayasa değişikliğine isteyecekleri “ret” oyunu, salt iktidarın kotardığı her girişimi “istemezük” anlamına gelecek bir özdeşleşmeden nasıl sakınacaklar?
Çünkü tehlike, tam da burada: Anayasa değişikliği için yapılacak referandumun, AKP iktidarına yönelik bir güven oylamasına dönüşmesinde!
***
ABD’deki gibi birkaç maddelik ve herkesin anlayacağı dilde yazılmış bir Anayasa’nın değişikliğini oylasaydık, sorun yoktu. Ama Türkiye’deki gibi zaten kırılsın diye uzatılmış bir Anayasa’da, ancak hukukçuların eğrisini doğrusunu anlayacağı dilde yazılmış haddeli maddeli bir değişikliğin neler götürüp neler getireceğinin, seçmen tarafından farkındalıkla oylanacağını düşünmek, bir hayaldir.
Türkiye’deki seçmen tabanının bazen Türkçe konuşmadığı, tabanın tavana kavuştuğu 1980 Anayasası’nın da hangi oy oranıyla kabul edildiği düşünülürse, halkın ezici çoğunluğunun yeni Anayasa değişikliğini gerçekten “anayasal” bir bilinçle oylamayacağı açıktır.
Oysa Anayasa yeniden değişir, kabul ya da reddedilir, Türkiye’nin kaderini gerçek anlamda değiştirecek ya da perçinleyecek oylama, genel seçimlerdir. Umudum Kemal Kılıçdaroğlu, haklıdır: AKP iktidarının önerdiği bu değişiklik, Yüce Mahkeme tarafından azıcık- budanmasına rağmen, 12 Eylül Anayasası’nın kesinlikle alternatifi değil uzantısı, çünkü aynı zihniyetin, kurumsal hukuku siyasal iktidara bağlayan totalitarizmin devamıdır. Ama CHP, önümüzdeki halkoylamasının iktidarın güven oylamasına dönüşmesine, dolayısıyla muhalefetin de sınanmasına yol açacak tuzağa düşmemelidir.
CHP’nin birincil görevi iktidara alternatif konumunu korumak ve asıl hedefi genel seçimler olmak zorundadır. Anayasa değişikliği halkoylamasının iktidarın güvenoylamasına dönüşmesine izin vermek, gücünü yarıştan önce harcamak, güreşe minder dışında tutuşmak ve kazansa bile sayılmamak anlamına gelir. Üstelik kaybetmek ihtimalini sırasız bir zamanda gündeme getirir.
***
CHP’nin nafile bir seçim olan 12 Eylül’deki halkoylamasına yönelik “ret” propagandasını, “taraf” olmadan bilgilendirme kampanyasına dönüştürmesi en akılcı yöntemdir. Böyle bir kampanyada CHP’nin Anayasa hukukçuları seferber olmalı, yurdun dört bir yanına örneğin Prof. Dr. Süheyl Batum gibi halkın güven ve sevgisini kazanmış hocalar gidip hem partinin bilgi, birikim sağlamlığını, hem de kurmay isimlerini tanıtan aydınlama ve bilinçlendirme mitingleri yapılmalıdır.
Umudum Kemal Kılıçdaroğlu, kendisini vaktinden önce mindere çıkaracak bir güreşe girmekten ve Tayyip Erdoğan’a doğrudan rakip olacağı bir kampanyadan kesinlikle kaçınmalıdır. Halkın kararına “Anayasaların değişebilir ve Türkiye’nin asıl sorununun AKP iktidarından kurtulmak olduğu” oranda saygı göstereceğini vurgulayan bir Kılıçdaroğlu, sonucu ister ret olsun, ister kabul, nafile bir seçimde gücünü tüketmemiş olacaktır.
Çünkü Türkiye, gerçek değişime genel seçimlerde karar verecek. 12 Eylül’deki halkoylamasında değil.