Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2014

Mart Mucizesi

Cumhuriyet · 12 Mart 2014

Araba, yağmurla yıkanan gecenin karanlığında, İstanbul’un güneydoğusundan kuzeybatısına uçar gibi gidiyor. Direksiyonda bir güzel insan, Mehmet Kabasoğlu. Altı yıl önce tanışmazdık. Bizi, ortak bir dava, haksız yere hapse atılan Tuncay Özkan’ın çevresinde dayanışmak zorunluluğu bir araya getirdi.

Sabırsız tekerlerin altında kayarken kilometreler, düşünüyorum: Yıkılmadık, yıkamadılar, ayaktayız! 1994 kara gün geçmiş özgürlükle özgürlük arasında ve ne içerdeki suçsuz tutsaklar yitirmiş mücadele güçlerini, ne dışarda Ergenekon, Balyoz ve diğer müfteri davalarla içeri atılan, tasfiye edilen masumların masumiyetini haykıran, hukuksuzlukla mücadele etmeye çalışan bizler. Sanki yaşanmamış gibi altı koca yıl, taptaze bir güçle hazırız insanlığı, hukuku ve doğruları savunmaya.

Ama farkındayım: Türkiye’nin gerçek bir demokrasi, eşitlikçi, laik ve yansız bir Cumhuriyet, dürüst bir hukuk devleti olması için verdiğimiz savaşta, ölüm kalım muharebesine girildi. İçerdeki hain sayısı, bir zamanlar baş düşman diye belletilen Yunanistan nüfusundan daha fazla bir ülkede, bu savaşı kazanmak kolay değil...

Ne var ki yaşadığımız topraklar, en beklenmedik olayların en kolay gerçekleşebildiği, kötülüğün bereketine karşı iyiliğin mucizeler yaratabildiği bir coğrafya.

Ve bu gece, işte o mucizelerden biri gerçekleşti: Şer kuramcıları ile şer kurumcuların girdiği ölümcül iktidar savaşında Silivri’deki haksız ve hukuksuz yargı çöktü, suçsuzların hepsi değilse de bazıları nihayet özgürlüğüne kavuştu.

Tuncay Özkan’ın her şeyden önce kızı Nazlıcan ve eşi Duygu’ya kavuştuğu pazartesi akşamı, ilk günden beri yanında olan dostları ve kendisinden önce tahliye edilen zindan arkadaşlarıyla buluşması, tahmin edebileceğiniz gibi çok duygulu, çok sevinçli anlardı.

Odatv davasından beri oğlumuz, kızımız gibi sevdiğimiz Barış ve Özge Terkoğlu, üç haftalık dünya güzeli bebekleri Ali Derya ile gelmişlerdi. Sevgili Mustafa Balbay geldiğinde, ben çıkmıştım, kuşkusuz bizimkinden çok başka duygularla kavuşmalarını göremedim. Ama onlarca dava arkadaşının kafileler halinde gelip gittikleri Doğa Tepe Restoran’da rastladığım tanıdıkların ortak bir özelliği vardı: Her biri, ya Tuncay Özkan’ın yakını ya da arkadaşı olduğu için bir bedel ödemiş, sıkıntılar çekmek zorunda kalmıştı. Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul, Adnan Bulut, Elif Yıldız ilk aklıma gelen isimler. Daha niceleri var. Onları, fedakârlıklarını ve korkusuzluklarını yazmam gerekiyor bir gün.

Düşünün ki Melih Aşık gibi dürüst gazeteciler, biz Cumhuriyet yazarları, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay başta, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Odatv gibi düzmece davaların sivil asker, suçsuzları yargıladığını haykırdığımız için faşist damgası yedik, demokrasi düşmanı ilan edildik, bu ülkede, artık her gün yeni bir rezilliği ortaya çıkan bu kokuşmuş medyada; AKP iktidarına övgüler düzerken tepetaklak olunca muhalif kesilen “yetmez ama evet”çi yalaka eskileri tarafından. Bunları da yazmam gerekiyor, tarihe not düşmek için.

Düşünün ki bu düzmece davalarda darbecilikle suçlanan pek çok insan, sanık sandalyesine yan yana oturtulmadan önce birbirini tanımıyorlardı bile. Soner Yalçın ve Mustafa Balbay, Tuncay Özkan’la dargındılar. Tuncay Özkan, zaten daha niceleriyle küs... Adaletsizlik, onları hukukun savunmasında buluşturdu, haksız tutukluluk barıştırdı.

Siyasal ve toplumsal fikirlerimiz kadar, savunduğumuz dünya görüşü de farklı olduğu için birlikte program yaptığımız Tuncay Özkan’la, o tutuklanmadan önce yakın arkadaş değildik. Evinin yolunu bile bilmem. Ama Tuncay benden çok daha yakın bazı arkadaşlarının ihanetine uğrar, bazıları tarafından silinirken defterden, herhangi bir suçsuzu savunur gibi onu savunduğum için silindim, kimisi alçak, kimisi korkak arkadaşlarımın defterinden... Tuncay’la dostluğumuz, Silivri sürecinde pekişti, gerçek arkadaşlığa dönüştü.

Soner Yalçın, çok doğru söylüyor: Biz gazeteciyiz ve doğru gazeteciliğin, dürüst haberciliğin savunmasını üstlendik, kenetlendik

Faşizmin 12 Mart 1971 muhtırasının 43. yıldönümünde, demokratik hukuk devletini savunmak için böyle bir birliğe çok iş düşüyor ve çok ihtiyaç var.

G N O K T A S I BERKİN Mayıs günleri gelirken Berkin kelebek avcıları acımasız olur elleri yüzleri kapkara nefesleri kan kokar bahar günleri kadar güzel kısacık ömrün oldu Berkin kurtulsun karanlıklardan aydınlansın diye bütün yeryüzü çoban ateşleri yakan çocuk zeybeklere karıştın Berkin düşünmeden ölümü nasıl daldılarsa kötülere Deniz’ler Erdal’lar Mahir’ler o büyük kavgaya karıştın Berkin dönerken bir gün şafaklar aydınlığa hepiniz küçük beyaz kelebeklerimiz Mayıs kaplanları olarak döneceksiniz pençelerinizin altında zalimler kötüler Sonsuz özgürlüğe kavuştun Berkin.

A.KADRİ ERGİN

>“Çelişki, aptalların gerçeğe taktıkları isimdir.” PAUL VALERY