Terör Eser, Polis Çağlarken...
Cumhuriyet · 5 Nisan 2015
Çağlayan Adliyesi’ndeki katliamdan sorumlu DHKP-C militanlarının salt terörist değil, aptal teröristler oldukları, gayet net anlaşıldı.
Ölümü, vicdanı olan tüm yurttaşları derinden yaralayan Savcı Mehmet Selim Kiraz, teröristler tarafından Berkin Elvan cinayetinin aydınlatılması talebiyle rehin alındıysa, eylem amacıyla çelişen bir hedefti. Çünkü cinayetin aydınlatılması için bugüne kadar gösterilmeyen gayreti gösteren ve soruşturmayı derinleştiren biricik yetkiliydi.
Onun ve kendilerinin ölümüne yol açan iki terörist, taleplerine hiç uymayan rehine profilini, örgüt kararıyla hedef seçtilerse DHKP-C’nin de, aptalların aptalları çekip çevirdiği bir örgüt olduğu söylenebilir.
Peki, karşı tarafta bir akıl var mıdır?
Terör eylemini faillerin ve rehinenin ölümüyle sonlandıran polisiye operasyon akılcı mıdır?
Devletin koskoca Emniyet örgütünün akılsız olması düşünülemez...
Dolayısıyla bir akıl var. Ama sonucun hiç de akılcı sayılmayacağına bakılırsa, düz insan bilincine ters düşen, sağduyu ile çözülemeyecek kadar karmaşık bir mantık yürütüyor. Cevapsız kalan soruların çokluğu da yürütülen mantığın pek yürümediğini gösteriyor!
Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın resmi koruması ya da korumaları olmadığı biliniyor. Hâkim ve savcılara tahsis edilen resmi korumaların, İstanbul İl Koruma Kurulu kararıyla yaklaşık on gün önce geri çekildiği iddia ediliyor. İstanbul, nüfus yoğunluğu açısından Türkiye’nin en çok suç işlenen megaköyü. Dolayısıyla hâkim ve savcıların terörden mafyaya, en ağır davalara baktığı, en sıkı korunmaları gereken yer. Acaba geride bıraktığımız günlerde, İl Koruma Kurulu’ndan İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı’na “İstanbul Adliyesi’ndeki hâkim ve savcılara tahsis edilen korumalar bir süreliğine kaldırılmıştır” içerikli bir yazı gelmiş midir? Böyle bir karara itiraz eden hâkim ve savcılara, “Kim talep ederse, ona koruma tahsis edelim” önerisi yapılmış mıdır? Şehit Savcı Kiraz, rüşvetten yaralama ve öldürmeye kadar açılan geniş bir yelpazede, “memur suçları”na bakıyordu. Bu önemli bir ayrıntı...
Rehine krizinde polis müdahalesi olay mahallindeki sanık/tanık herkesin ölümüyle sonuçlandıktan sonra, İstanbul Emniyet Müdürü yapılan operasyonu, “İçerden silah sesleri gelmesi üzerine” diye gerekçelendirdi.
Zaten savcıyı rehin alan iki teröristin zırıl salak oldukları da bu gerekçeyle anlaşıldı...
Savcıyı vururlarsa hiçbir kurtuluş şansı kalmayacağını bilmesi gereken zalimler, demek silah sesinin duyulacağını düşünememiş; ağzı bağlı, elleri kelepçeli kurbanlarını sessizce, örneğin boğarak ya da bıçaklayarak öldürmeyi bile akıl edememişlerdi!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, rehinenin başına teröristlerin kullandığı tabancayla ateş edildiğini açıkladı. Ama otopsi sonuçlarına dayandırılan açıklamada, merhumun başı ve gövdesinde kaç kurşun deliği bulunduğu, tüm kurşunların aynı tabancadan çıkıp çıkmadığı yer almadı...
Sonuçta Mehmet Selim Kiraz’a sıkılan kurşunların, kaç sayıda ve türde silahtan çıktığı kasap çengelinden farksız bir soru işareti olarak sallanıyor önümüzde.
Şimdilik tek gerçeklik, şehit savcının kim vurduya gittiği.
Bu ülke de kim vurdulara, kim vurdular da bu ülkeye alışık. Zekâmızla alay edenler de alışacağımıza güveniyor zaten! 30 Mart 2014’teki yerel seçimler sırasında yaşanan elektrik kesintilerini, “Trafoya kedi girdi!” diye açıklayan Enerji Bakanı Taner Yıldız, zekâmızla alay etti de ne oldu? Alışmasak, adliyedeki rehine kriziyle aynı gün elektriklerin tüm yurtta kesilmesini “86 bin 400’de 1 ihtimal” kesinliğiyle hesaplayan aynı Taner Yıldız, tam beş gündür araştırılan nedeni bulamamış ve açıklayamıyor olabilir miydi? Alışırız alışırız. Kasap çengeli gibi soru işaretleri asıldıkça önümüze, fabrika ayarlarımıza döner, aşağılanmaya da alışırız biz!
G NOKTASI Türk Balesinin unutulmaz yıldızı Neyran Fişek için... Dans ve Yıldızlar
Toprağın ilk göz ağrıları üzümlerle zeytinler kutsarlar birbirlerini her şafakta Demeter’den beri bulutlar geceleri korur zamanlar geçer Poseidon’un bebeleri dalgalar bembeyaz köpükten elleriyle incitmeden kimseyi yavaşça açarlar perdeleri akar insanlar nehirlerle Hititler, Sümerler, Tanrılar tiyatrolar dolar başlayınca dans her şey susar kalan sesler yıldızları çağırır yıldızlar dansçıları zamanlar geçer seyredenler evlerine dönerler yerler içerler sevişirler dövüşürler doğarlar kaybolurlar dans ve yıldızlar devam ederler sonunda sahneye her seferinde hayat ve ölüm çıkar el ele en eski anahtarı insanoğlunun umudu armağan ederler açılır bütün kilitler yaslanır yeryüzünün omzuna hayaller dönerler sonsuza doğru kapanırken perdeler özgürlüğü selamlarlar zamanlar geçer dans ve yıldızlar devam ederler. A. KADRİ ERGİN
“Yalanı doğrulayabilen mantık yoktur.” ANTON ÇEHOV